… BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
İLGİLİ CEZA DAİRESİNE
Sunulmak Üzere
… ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
DOSYA NO : …
İSTİNAF EDEN
SANIK : …..
MÜDAFİİ : Av. M. Enes İLİK
İSTİNAFA KONU KARAR : …. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 04/10/2025 tarih ve 2024/…E. 2025/… K. sayılı mahkûmiyet hükmünün tamamına yönelik istinaf başvurumuzdur.
AÇIKLAMALAR:
Yerel mahkemece müvekkil sanık hakkında “Kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı veya sondaj yapmak” suçundan 1 YIL 1 AY 10 GÜN mahkûmiyet kararı verilmiştir. Söz konusu kararın hukuka aykırı olduğu kanaatindeyiz. Bu nedenle aşağıda ayrıntılı biçimde açıklanan gerekçelerle ilgili kararı istinaf etme zorunluluğu doğmuştur.
I. SUÇUN YASAL UNSURLARI OLUŞMAMIŞTIR
2863 sayılı Kanun’un 74/1. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için; kültür varlığı bulma amacına yönelik özel kastın, izinsiz kazı faaliyetinin ve kültür varlığı niteliğindeki eserlerle doğrudan illiyet bağının kesin, net ve şüpheye yer vermeyecek şekilde ispat edilmesi zorunludur.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 74/1. maddesinde düzenlenen “kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı veya sondaj yapmak” suçu, özel kastla işlenebilen suçlar arasında yer almakta olup suçun oluşabilmesi için failin bilinçli ve amaçlı olarak kültür varlığı bulma iradesiyle hareket etmesi zorunludur. Bu bağlamda, söz konusu suçun maddi unsurunun gerçekleşmiş olması tek başına yeterli olmayıp, manevi unsurun da her türlü şüpheden uzak şekilde ispat edilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, müvekkil sanığın kültür varlığı bulma amacına yönelik özel kastla hareket ettiğini ortaya koyan kesin, açık ve inandırıcı deliller dosya kapsamında mevcut değildir. Müvekkil, yargılamanın tüm aşamalarında istikrarlı biçimde, herhangi bir kültür varlığı bulma amacıyla kazı yapmadığını, ele geçirilen objelerle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığını ve isnat edilen fiili işlemediğini beyan etmiştir. Bu beyanlar dosya içeriğiyle çelişmemekte olup aksini kanıtlayan somut bir delil de ortaya konulamamıştır.
Ceza yargılamasında hâkim; suçun kast unsurunu değerlendirirken yalnızca sanık beyanıyla yetinmeyip, tanık anlatımlarını, olay yerinde ele geçirilen araç ve gereçlerin niteliğini, söz konusu faaliyetin kazı veya sondaj olarak kabul edilip edilemeyeceğini, yapılan müdahalenin derinliğini, süresini ve sistematik olup olmadığını bütüncül biçimde değerlendirmekle yükümlüdür. Nitekim doktrin ve yerleşik içtihatlar da kastın varsayıma dayalı olarak değil, somut ve maddi olgularla tespit edilmesi gerektiğini açıkça kabul etmektedir.
Somut dosyada ise müvekkilimize isnat edilen fiilin 2863 sayılı Kanun kapsamında “kazı” niteliğinde olduğunu açık ve kesin biçimde ortaya koyan teknik veya bilimsel bir tespit bulunmamaktadır. Ele geçirilen araçların varlığı tek başına özel kastla hareket edildiğini göstermeye yeterli olmadığı gibi, yapılan faaliyetin kültür varlığı bulmaya elverişli ve bu amaca yönelmiş olduğuna dair de somut bir kanıt ortaya konulamamıştır.
Nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 24.10.2001 tarihli, 9213/9898 K. sayılı kararında; “Yapılan işlemin kazı niteliğinde olduğunu ortaya koyan kesin delillerin mevcut olmadığı, sanığın suça konu taşınır kültür varlıklarını babasına ait tarlayı sürüp temizlerken bulduğuna ilişkin savunmasının kazının yapıldığı şeklinde değerlendirilemeyeceği gözetilmeden, sanığın müsnet suçtan beraatı yerine dayanağı bulunmayan bilirkişinin görüşüne uyularak mahkumiyetine karar verilmesi” hukuka aykırı bulunmuştur.
Suç tanımında yer alan kazı fiili, yer altında bulunan tarihi veya tabii değeri haiz taşınır ya da taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını ortaya çıkarmak için toprağın alt kademelerine inme faaliyeti olup, 2863 sayılı Kanun m.74’de kültür varlıkları bulma amacıyla hareket edilmesi gerekliliğine ayrıca yer verilmiştir. Bu durum, kanun koyucunun ilgili suçun özel kastla işlenebileceğine ilişkin belirlemesini ortaya koymaktadır. Kaldı ki üzerimizde buldukları iddia edilen keser aleti ile derin kazılar yapılamayacağı ancak tarım da yabancı otların sökülmesi için kullanılabileceği gayet açıktır.
II. ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ İHLAL EDİLMİŞTİR
Ceza yargılamasının evrensel ilkelerinden olan “in dubio pro reo” ilkesi gereğince, sanığın mahkûmiyeti için her türlü şüphenin ortadan kaldırılması zorunludur.
Müvekkil, yaklaşık beş-altı yıl önce tamamen rastlantısal bir şekilde bazı madeni paralar ve bir adet küp bulmuştur. Söz konusu buluntular bakımından özellikle vurgulamak isteriz ki; müvekkil bu eşyaları ne saklamış, ne elden çıkarmış, ne de herhangi bir kişi ya da kuruma satma yoluna gitmiştir. Aksine hukuka ve toplumsal sorumluluğa uygun davranarak bilinçli bir vatandaş olarak doğrudan … Müze Müdürlüğü’ne teslim etmiştir.
Bu durum, müvekkilin kültür varlıklarına yaklaşımını ve hukuka bakış açısını açıkça ortaya koymaktadır. Müvekkilimiz tarafından kültür varlığı niteliğinde herhangi bir eşya bulunmuş olsaydı, bugünkü olayda da aynı şekilde yetkili mercilere teslim edileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Zira geçmişteki bu davranış, müvekkilin kültür varlıklarını koruma bilincine sahip olduğunun ve bu konuda kanuna aykırı bir irade taşımadığının somut göstergesidir.
Ne var ki yargılama sürecinde Mahkemece bu husus hiçbir şekilde araştırılmamış, … Müze Müdürlüğü’nden müvekkil tarafından teslim edilen eşyaların varlığı, kayıtları ve akıbeti hakkında herhangi bir bilgi veya belge talep edilmemiştir. Oysa bu husus, müvekkilimize isnat edilen suç bakımından kast unsurunun değerlendirilmesi açısından son derece önemli ve belirleyici niteliktedir.
Mahkemece müvekkilin geçmişte kültür varlığı bulduğunda nasıl davrandığı araştırılmaksızın, yalnızca varsayıma dayalı bir değerlendirme yapılması, maddi gerçeğe ulaşma amacına aykırıdır. Bu nedenle, geçmişte … Müze Müdürlüğü’ne teslim edilen eşyaların varlığı ve bu teslim işleminin kayıtlarının araştırılması, savunmanın doğruluğunu teyit edecek ve isnat edilen suçun manevi unsurunun bulunmadığını ortaya koyacaktır.
III. BULUNAN OBJELER MÜVEKKİLİN ÜZERİNDEN ÇIKMAMIŞTIR
Olay günü gerçekleştirilen adli işlem sırasında jandarma görevlilerince yapılan üst araması neticesinde 2 adet objenin sanık ……. üzerinden ele geçirildiği sabittir. Dosya kapsamı ve tutanaklar incelendiğinde, söz konusu objelerin doğrudan ve münhasıran diğer sanığın üzerinde bulunduğu, müvekkil ile bu eşyalar arasında herhangi bir fiilî, hukuki veya maddi bağlantı kurulamadığı açıkça görülmektedir.
Bu objeler bakımından müvekkilimize yöneltilen isnatların varsayıma dayandığını, dosyada bu eşyaların müvekkile ait olduğuna ya da müvekkil tarafından elde edildiğine ilişkin hiçbir somut delil bulunmadığını özellikle belirtmek isteriz. Ceza hukukunun temel ilkeleri gereği, bir başkasının zilyetliğinde bulunan eşya üzerinden sanık hakkında sorumluluk yüklenmesi mümkün değildir. Bu tür bir yaklaşım, cezai sorumluluğun şahsiliği ilkesine açıkça aykırıdır.
Öte yandan, …. Müze Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda ele geçirilen bazı parçaların “tarihi eser niteliğinde olabileceği” yönünde değerlendirmelere yer verilmiş ise de, rapor içeriği incelendiğinde söz konusu eşyaların herhangi bir maddi veya bilimsel değer taşıyan bütüncül kültür varlığı niteliğinde olmadığı, aksine parça hâlinde, değersiz ve sıradan metal parçalar olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim olayın gerçekleştiği bölgede yoğun şekilde hayvancılık faaliyeti yürütülmektedir. Bu faaliyetler kapsamında kullanılan küçükbaş hayvan çanlarının zamanla koparak veya düşerek toprakta kalması olağan bir durumdur. Ele geçirilen ve tarihi eser olduğu iddia edilen parçaların da hayvan çanlarının uç kısmında yer alan demir parçalar olduğu, herhangi bir sanatsal, tarihî ya da ekonomik değere sahip bulunmadığı açıktır.
Bu tür parçaların sırf metalden ibaret olmaları nedeniyle tarihi eser olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, müvekkilimize isnat edilen kültür varlığı bulma amacıyla kazı yapma suçunun maddi unsurunu da karşılamadığı ortadadır. Kaldı ki söz konusu objelerin müvekkil ile ilişkilendirilememesi, isnadın maddi temelden yoksun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak; gerek olay günü ele geçirilen objelerin başka bir sanığın üzerinden çıkmış olması, gerekse bu eşyaların tarihi eser niteliği taşımayan değersiz metal parçalar olması, müvekkilimize isnat edilen suç bakımından illiyet bağını ve kast unsurunu tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, müvekkil hakkında mahkûmiyet kararı verilmesini gerektirecek hukuki ve fiilî bir dayanak bulunmadığı açıktır.
Savunmanın aksini kanıtlar biçimde ve cezalandırmaya yeterli her türlü şüpheden uzak somut, net, kesin ve inandırıcı deliller elde edilmiş olmayıp; bilakis tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde savunmanın kanıtlandığı netleşmektedir. Bu sebeplerle hükmün istinaf incelemesinde müvekkil lehine bozulmasını talep etmekteyiz.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda sunulan ve resen gözetilecek nedenlerle;
Yerel mahkemece kurulan mahkûmiyet hükmünün usul ve esas yönünden müvekkil yararına BOZULMASINA karar verilmesini saygıyla talep ederiz.
İstinaf Eden Sanık Müdafii
Av. M. Enes İLİK